Hayatı Derinden Hissetmek

Hasan Yayla

14-07-2026 00:00

 Gözlerimizi dünyaya açtığımız ilk andan itibaren muazzam bir uyarıcı bombardımanına tutuluruz. Kulaklarımızdan uğuldayarak geçen sesler, göz kapaklarımızın arasından süzülen renkler ve şekiller bize sadece yaşadığımızı söyler. Ancak yaşamak, sadece fiziksel bir varoluştan ibaret değildir. Hayatın gerçek ritmini yakalamak, çevremizdeki dünyayla kurduğumuz bağın derinliğiyle ölçülür. İşte tam bu noktada, kadim bir bilgelikle söylenmiş olan "işitmek ile duymak, bakmak ile görmek aynı şey değildir" sözü, hayatı ıskalamamak adına önümüze bir ayna tutar.

 Günlük koşturmacanın içinde çoğumuz sadece işitiriz. Trafiğin gürültüsü, yanımızdan geçen insanların mırıltıları, televizyondan yükselen sesler kulağımıza çarpar ve kaybolur. İşitmek, tamamen biyolojik ve refleksif bir eylemdir; kulak zarımızın titreşmesinden ibarettir. Oysa duymak, o seslerin arkasındaki anlamı yakalamaktır. Bir dostun "iyiyim" deyişindeki o ince kırgınlığı sezebilmek, pencerenin dışındaki yağmurun sesinde saklı olan huzuru yakalamak duymaktır. Duymak, zihnin ve kalbin kulak kabarttığı, dış dünyayla kurulan samimi bir köprüdür.

 Benzer bir ayrım, gözlerimizin dünyaya açılan pencerelerinde de yaşanır. Bakmak, yöneldiğimiz nesneye ışığın çarpıp gözümüze ulaşmasıdır; edilgendir ve çaba gerektirmez. Gün içinde binlerce yüze, binlerce binaya, sokağa bakarız ama çok azını hatırlarız. Görmek ise bakmanın ötesine geçip nesnenin ruhuna nüfuz etmektir. Bir ressamın tuvalindeki renklerin birbiriyle olan dansını fark etmek, sonbaharda kuruyup düşen bir yaprağın aslında yeni bir doğuşa zemin hazırladığını anlamak görmektir. Bakmak sadece bir eylemken, görmek bir farkındalık durumudur.

 İnsan ilişkilerinin temelinde yatan en büyük kopukluklar da bu ince çizgide gizlidir. Birbirine bakan ama birbirini görmeyen gözler, aynı odada birbirini işiten ama asla duymayan insanlar ne kadar çoğaldı, değil mi? Karşımızdakinin kelimelerini sadece sıraya dizilmiş sesler olarak aldığımızda iletişim kurmuş olmayız. Onun gözlerindeki yorgunluğu, ses tonundaki heyecanı göremiyorsak, aramızdaki mesafeleri asla kapatamayız. Gerçek bir bağ kurmak, karşındakinin suskunluğunu bile duyabilmekten ve kalbindeki telaşı görebilmekten geçer.

 Bu durum doğayla ve hayatın bütünüyle olan ilişkimiz için de geçerlidir. Her gün önünden geçtiğimiz o yaşlı ağaca sadece bakıp geçebiliriz. Fakat o ağacın gövdesindeki yaralarda geçmişin izlerini, dallarındaki kuş yuvalarında hayatın mucizesini görebildiğimiz an içimizde bir şeyler değişir. Hayat, sadece fiziksel sınırlarıyla kabul edildiğinde oldukça düz ve sıradandır; onu derinleştiren, renklendiren ve anlamlı kılan bizim ona katabildiğimiz bakış açımız, yani görme ve duyma yeteneğimizdir.

 Kendimizi keşfetme yolculuğumuz da bu kavramların idrakiyle başlar. İç sesimizi sadece işitmek, geçici korkularımızın veya arzularımızın gürültüsünde kaybolmamıza neden olur. Kendi iç dünyamızı duymak ise ne istediğimizi, neden incindiğimizi ve bizi neyin iyileştireceğini bilmektir. Aynaya baktığımızda sadece yaşlanan bir yüz görüyorsak eksik kalmışız demektir; o yüzün arkasındaki yaşanmışlıkları, kazanılan zaferleri ve olgunlaşan ruhu görebildiğimizde kendimizle barışırız.

 Hayatı sadece işiterek ve bakarak tüketmek, görkemli bir tiyatro oyununu en arka sıradan, gözleri kapalı izlemeye benzer. Bize bahşedilen bu ömrü hakkıyla yaşamak, ancak duyularımızı bilincimizle ve kalbimizle harmanladığımızda mümkündür. Dünyanın seslerine kulak verip onları duymaya, hayatın renklerine odaklanıp onları görmeye başladığımızda, yaşamın sıradan bir varoluştan mucizevi bir serüvene dönüştüğünü fark edeceğiz. Gözümüzün ve kulağımızın rehberliğinde, gönlümüzün kapılarını ardına kadar açma vaktidir.

DİĞER YAZILARI Asfaltın Soğukluğundan Gönül Belediyeciliğine 01-01-1970 03:00 Hayatın İçinden İnsani Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Yolları Konya’da Birleştirmek 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Özel:''Gençler'' 01-01-1970 03:00 Dünya Bir Han, Yolumuz Nereye? 01-01-1970 03:00 Hadi Biraz Düşünelim! 01-01-1970 03:00 Toprağın Susuz Sancısı 01-01-1970 03:00 Zamanın Taşlara Nakşedildiği Şehir 01-01-1970 03:00 Hazıra Konmak Değil, Hak Etmek 01-01-1970 03:00 Büyük Umutlarla Başlayan Rüya 01-01-1970 03:00 Balın Tadı, Parmağın Sınırı 01-01-1970 03:00 Tedarik Zinciri Ve Lojistik Açısından NATO Toplantısı 01-01-1970 03:00 2026 Dünya Kupası ve Lojistik Mucizesi 01-01-1970 03:00 Altın Bilezik Yere Mi Düştü? 01-01-1970 03:00 Konya Sanayisinde Dijital Dönüşüm Zorunluluğu 01-01-1970 03:00 Çarpmak, Düşmek, Yükselmek 01-01-1970 03:00 Yürekleri Aynı Ritimle Atan İki Can 01-01-1970 03:00 Yarın Bayram! 01-01-1970 03:00 Neden Yazıyorum? 01-01-1970 03:00 Omuzlarımızdaki Gurur: 19 Mayıs 01-01-1970 03:00 1277 Mayısından Yapay Zekaya Dilimiz 01-01-1970 03:00 Konya Siyasetinde 40 Bin Kilometrekare Mesaisi 01-01-1970 03:00 SAHA EXPO 2026'da Sınırları Aşıyoruz 01-01-1970 03:00 Düşük Navlun, Yüksek Enflasyon 01-01-1970 03:00 Emek ve Dayanışmanın Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Başarı Mesai İle Değil, Kalple Ölçülür 01-01-1970 03:00 Atatürk Ve Çocuklar 01-01-1970 03:00 Algoritmaların Arasında Kalan Çocukluk 01-01-1970 03:00 Okullarımıza Uzanan El... 01-01-1970 03:00 Ateş Çemberinde Denge Sanatı 01-01-1970 03:00 Tapu Senedinden Anı Defterine 01-01-1970 03:00 Kendi Kayboluşumun Keşfi 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Yeni Dijital Eşiği 01-01-1970 03:00 Görünmez Prangalar 01-01-1970 03:00 Başarıyı Yeniden Tanımlamak Mı? 01-01-1970 03:00 Doğanın Uyanışı ve Ergenekon'un Mirası 01-01-1970 03:00 Bugün Bayram 01-01-1970 03:00 Enerji ve Lojistik Hattında Hürmüz Kıskacı 01-01-1970 03:00 İstiklal’in Sesi 01-01-1970 03:00 Türk Kültüründe Kadın 01-01-1970 03:00 Yeşil ve Mavi Bir Trakya Şehri 01-01-1970 03:00 Konya’da Gönül Sofraları 01-01-1970 03:00 Bozkırın Başkentinde Bir Cumhuriyet Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yolun Yarısına İki Kala 01-01-1970 03:00 Anadolu'nun Kalbinde Bir Şehir Destanı 01-01-1970 03:00 Konya Bir Velespit Şehridir 01-01-1970 03:00 İnsana Hürmet ve İnsanı Dinlemek 01-01-1970 03:00