Şubat ayının bu serin yirmi beşinci gününde, takvim yaprakları otuz üçüncü yılımı müjdelerken, kendimi bir eşikte durup geriye bakan bir yolcu gibi hissediyorum. Çarşamba sabahına uyandığımda sadece bir yaş daha almayacak, aynı zamanda hayatın o "gençlik heyecanı" ile "olgunluk sükuneti" arasındaki en keskin virajlarından birini döneceğim. 33, sadece matematiksel bir değer değil; çocukluğun masumiyetinden ve yirmili yaşların o savruk, her şeyi yapabileceğine inanan kibrinden süzülüp gelen bir bilgelik durağıdır benim için.
Otuz yaş sınırını geçtiğim o günü dün gibi hatırlıyorum. O zamanlar bu sayı bana aşılması zor bir aşama, sanki geri dönüşü olmayan bir ciddiyet kapısı gibi gelmişti. Ancak geçen üç yıl gösterdi ki, otuzlu yaşlar insanın kendi sesini gerçekten duymaya başladığı bir dönemmiş. Toplumun ve başkalarının beklentilerinden ziyade, kendi gerçekliğimle tanıştığım, neleri sevdiğimden çok nelere tahammül edemeyeceğimi anladığım bu süreç, karakterimin en sağlam tuğlalarını ördü.
Şimdi ise önümde, edebiyatımızın o meşhur dizelerindeki gibi "yolun yarısı" sayılan otuz beş yaşına sadece iki adım kalmış olmanın verdiği o tuhaf sızı var. Otuz beş, bir zamanlar çok uzak bir limandı; şimdilerde ise ufukta beliren ve yavaş yavaş netleşen bir kıyı çizgisi. Ömrün yarısına bu kadar yaklaşmış olmak, insana zamanın ne kadar hoyratça aktığını hatırlatırken, her dakikanın kıymetini bilmem gerektiğini de fısıldıyor.
Geriye dönüp baktığımda, yaşadığım her hayal kırıklığının beni bir adım daha yere sağlam bastırdığını görüyorum. Başarılarım kadar başarısızlıklarımın da bugünkü "ben" üzerinde büyük emeği var. Eskiden her fırtınada yıkılan o ağaç, şimdi rüzgâra karşı nasıl eğileceğini ama kırılmayacağını biliyor. Hayatın sadece zirvelerden ibaret olmadığını, asıl hikâyenin o zirveye tırmanırken verilen molalarda ve geçilen zorlu patikalarda gizli olduğunu artık daha iyi anlıyorum.
Yaş almak, sadece cildimizde oluşan çizgiler veya takvimdeki rakamlar değildir; yaş almak, ruhun daha derin nefes almasıdır. 33. yaşım, bana artık kimseyi ikna etmek zorunda olmadığımı, kendimi olduğum gibi kabul etmenin en büyük özgürlük olduğunu öğretiyor. Bu yaşta, hayatın karmaşası içinde basit mutlulukların peşinden gitmenin, huzurlu bir akşam kahvesinin veya samimi bir dost sohbetinin her türlü gösterişten daha kıymetli olduğunu fark ediyorum.
Geleceğe dair planlarım artık eskisi gibi keskin ve hırslı değil; daha çok dinginlik ve anlam arayışı üzerine kurulu. Otuz beşime doğru yürürken, heybemde biriktirdiğim tecrübelerle daha emin adımlar atıyorum. Geçmişin yüklerini bir kenara bırakıp, sadece gerçekten kalbimde taşıması gerekenleri yanıma alarak yoluma devam etmek istiyorum. Hayatın bu orta sularında, akıntıyla savaşmak yerine onunla uyum içinde akmanın bilgeliğine talibim.
Bugün, 25 Şubat Çarşamba, yeni yaşıma "merhaba" derken içimde hem bir hüzün hem de büyük bir umut taşıyorum. 33 yılın her bir günü, her bir gözyaşı ve her bir kahkahası için minnettarım. Ömrün yarısına yaklaşırken, hayatın bana hala anlatacağı çok şey, benimse keşfedecek koca bir dünyam olduğunu biliyorum. Yeni yaşım, kendime daha şefkatli davrandığım ve her anın tadını daha derinden duyumsadığım bir dönemin başlangıcı olsun.