Dürüst olayım, henüz kapıdan girince "Baba" diye boynuma atlayan bir ufaklığım yok, sorumluluğum en fazla kendi ekran süremle sınırlı. Ama dışarıdan bir gözle bakınca, şu anki ebeveynlerin işinin bizim anne babalarımızdan bin kat daha zor olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Eskiden "çocuğum nerede?" sorusunun cevabı ya mahalledeki parktı ya da arkadaşının eviydi; şimdi ise o cevap, ucu bucağı olmayan, devasa ve biraz da tekinsiz bir dijital evrenin içinde kaybolmuş durumda.

​ Hafta sonu bir kafeye gittiğimde görüyorum; bebek arabasındaki çocuğun eline "sussun dursun" diye tableti tutuşturuyorlar. O an o çocuk aslında ebeveyninden kopup başka bir diyara göç ediyor. Biz küçükken mahalledeki bakkal amca bizi tanırdı, ailemizi bilirdi; şimdiki çocukları ise Silikon Vadisi’ndeki algoritmalar onlardan daha iyi tanıyor. Ne sevdiklerini, neye tıkladıklarını, hangi oyuncağı isteyeceklerini bir yapay zeka biliyor. Hal böyle olunca insan sormadan edemiyor: Bu çocuklar gerçekten bizim mi, yoksa veri madenciliği yapan dev şirketlerin potansiyel müşterileri mi?

​ Devletin bu hikayedeki rolü de sanki biraz "geriden takip eden hakem" gibi kalıyor. Tamam, bazı siteler engelleniyor, bazı filtreler var ama dijital dünya öyle bir yer ki, bir deliği kapatsan su başka yerden sızıyor. Devletin burada sadece yasakçı bir amca gibi değil, modern bir oyun kurucu gibi davranması gerekiyor aslında. Veri gizliliği yasalarını öyle bir sıkı tutmalı ki, bir şirketin benim gelecekteki (henüz olmayan) çocuğumun profilini çıkarıp ona göre içerik dayatması suç sayılmalı. Yani devlet, ekranın arkasındaki o görünmez elleri çocuğun üzerinden çekmekle yükümlü.

​ Bir de şu "dijital ebeveynlik" meselesi var ki, benim gibi bekarlar için bile şimdiden göz korkutucu. Biz çocukken en büyük kavgamız akşam ezanı okunmadan eve dönmemekti. Şimdiyse çocuğun cebine bir dünya bırakıyorsun ve "orada dikkatli ol" diyorsun. İyi de o dünya, bizim bildiğimiz dünyadan çok daha kalabalık ve kuralları her saniye değişiyor. Ebeveynler çocuklarını korumak istiyorlar ama karşılarındaki rakip, milyarlarca dolarlık bütçesi olan, insan psikolojisini avucunun içi gibi bilen teknoloji devleri. Bu adil bir dövüş değil ki!

​ Bence en büyük sıkıntı, çocukların dijital dünyada "kimsesiz" bırakılması. Devlet politikaları bazen çok hantal kalıyor, ebeveynler ise bazen çok yorgun. Biz gençler bile sosyal medyada yarım saat takılınca psikolojimiz bozulurken, o küçücük zihinlerin bu bombardımana maruz kalması beni gerçekten ürkütüyor. Eğer devlet, okullarda sadece Matematik-Türkçe değil de, "algoritma seni nasıl manipüle eder?" dersini vermezse, o çocuklar fiziksel olarak o evde büyüse de ruhen başka bir sistemin parçası olacaklar.

​ Düşünsenize, daha konuşmayı tam sökmeden ekranda "kaydırma" hareketini öğrenen bir nesilden bahsediyoruz. Benim gibi henüz çocuğu olmayan biri için bu durum bir yandan çok teknolojik ve havalı, bir yandan da inanılmaz derecede "Black Mirror" bölümü tadında. "Çocuklarımız bizim mi?" sorusuna verilecek en acı cevap; onların sadece bizim biyolojik kopyalarımız olup, zihinlerinin tamamen dış kaynaklı yazılımlarla formatlanması olur herhalde. Bu yüzden devletin, ailelere sadece öğüt vermeyi bırakıp, teknoloji devlerine karşı gerçek bir denetim mekanizması kurması şart.

​ Bir gün benim de çocuğum olduğunda, onun sadece benim kurallarımla değil, güvenli bir devlet zırhı ve bilinçli bir dijital çevreyle büyümesini isterim. Dijital dünya harika bir yer, kabul; ama orası sahipsiz bir orman olmamalı. Çocuklarımızı ekranlara emanet ettiğimizde içimiz rahat etmeli, "acaba şu an beyni nasıl yıkanıyor?" diye dertlenmemeliyiz. Belki de o gün gelene kadar bizlerin de biraz daha bu konulara kafa yorması, sadece ebeveynlerin değil hepimizin sorumluluğu.