Bu hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarımıza yönelik gerçekleştirilen menfur saldırılar, sadece şiddet olayı değil, aynı zamanda toplumsal vicdanımızda açılmış ağır bir gediktir. Bir eğitim fakültesi mezunu olarak tahtanın başında, geleceği inşa etme gayesiyle verdiğimiz mücadelenin, kaba kuvvetle,silahla sekteye uğratılması kabul edilemez bir durumdur. Okullarımız, sevgi ve saygının yeşerdiği birer fidanlık olması gerekirken, şiddetin öznesi haline getirilmesi tüm eğitim camiasını derinden sarsmıştır.
Türk örf ve adetlerinde "öğretmen" ve "okul" kavramları her zaman mukaddes bir yere sahip olmuştur. "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" düsturuyla yoğrulmuş bir medeniyetin mirasçıları olarak, öğretmene el kaldırmak sadece bir suç değil, köklü geleneklerimize karşı yapılmış büyük bir hürmetsizliktir. Bizim kültürümüzde okul, mahallenin namusu, öğretmenin kürsüsü ise bir adalet terazisidir; bu teraziye müdahale etmek toplumsal dokumuzu temelinden sarsmaktadır.
Olayın faillerinin zihin yapısına baktığımızda ise, karşımıza korkunç bir empati yoksunluğu ve sorun çözme becerisinden mahrumiyet hali çıkmaktadır. Hak arama yöntemini sadece kaba kuvvette gören eline silahı alıp hiddetini ilim yuvalarına taşıyan bu zihniyet, eğitimin dönüştürücü gücüne karşı bir direnç sergilemektedir. Bu saldırgan tutum, sadece bireysel bir öfke patlaması değil, aynı zamanda cehaletin örgütlü bir cesaretle bilgiye ve düzene başkaldırmasıdır.
Bu tür olaylar, gelecek adına duyduğumuz endişeleri de ne yazık ki körüklemektedir. Okulun kapısından içeri şiddet girdiğinde, orada ne huzurlu bir eğitim ortamı kalır ne de sağlıklı bir nesil yetişir. Eğer bugün bir veli, dışarıdan bir şahıs veya bir öğrenci, okula elini kolunu sallayarak girip terör estirebiliyorsa, yarın çocuklarımıza aşılamaya çalıştığımız "hukuk devleti" ve "uygar toplum" idealleri inandırıcılığını yitirecektir.
Öğretmenlerin can güvenliğinin tartışıldığı bir ortamda, nitelikli bir eğitimden bahsetmek imkânsız hale gelmektedir. Bir öğretmenin sınıfa girdiğinde aklında ders notları yerine kapıdaki güvenlik açığı varsa, o sınıftan geleceğin bilim insanları veya sanatçıları çıkması hayaldir. Şiddetin kanıksanması ve okulların korumasız bırakılması, toplumun entelektüel sermayesine sıkılmış bir kurşun mahiyetindedir.
Yaşanan bu acı hadiseler, eğitimde sadece müfredatın değil, değerler eğitiminin ve toplumsal saygının yeniden ihya edilmesi gerektiğini açıkça göstermektedir. Şiddet sarmalından kurtulmanın yolu, okulları sadece dört duvar ve bir çatıdan ibaret görmekten vazgeçip, buraların toplumun en güvenli kaleleri olduğunu idrak etmekten geçer. Caydırıcı cezaların yanı sıra, ailelerin de eğitimin kutsiyeti konusunda bilinçlendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki bu saldırılar, birer asayiş vakasından çok daha fazlasıdır; bu, bir kültürün ve geleceğin imdat çığlığıdır. Bizler, kalem tutan ellerimizi şiddete teslim etmemeye kararlıyız. Ancak bu mücadelede toplumun her kesiminin, öğretmenini ve okulunu kendi onuru gibi koruması şarttır. Unutulmamalıdır ki, okulların ışıkları sönerse, tüm toplum karanlıkta kalır.