Hadi Biraz Düşünelim!

Hasan Yayla

07-07-2026 00:00

 Geçtiğimiz hafta sonu, çocukluktan kadim bir dostumun babasını, o her zaman güler yüzüyle hatırlayacağımız amcamızı ebediyete uğurladık. Kalabalık bir cemaatle kılınan cenaze namazının ardından, dualar eşliğinde onu toprağa verdik. Çevresinde o kadar çok sevilen, sayılan bir insandı ki cami avlusunu dolduran herkes, imamın "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" sorusuna tek bir yürekten, en içten duygularıyla "Helal olsun!" diye haykırdı. O an, geride temiz bir isim ve güzel bir yâd bırakmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım.
​ Ancak defin işlemlerinin ardından, kalabalık yavaş yavaş dağılıp mezarlık sessizliğe gömülürken içimde çok derin bir sorgulama başladı. O mahşeri kalabalıktan geriye sadece en yakınları kalmıştı: Samimi üç beş dost, vefalı beş on arkadaş... Yaşarken etrafımızı saran, hayatımıza yön verdiğini sandığımız o devasa insan kalabalığı, son yolculuğumuzun nihayetinde bir anda çekiliveriyordu. Geriye sadece toprağın soğukluğu ve o birkaç sadık yüreğin döktüğü sessiz gözyaşları kalıyordu.
​ Bu manzara karşısında kendime sormadan edemedim: Sahi, bunca koşturmaca, bunca telaşımız kime ve neye? Sabahın erken saatlerinden gecenin karanlığına kadar bitmek bilmeyen bir hırsla neyin peşinden koşuyoruz? Ömrümüzü adadığımız, uğruna uykusuz geceler geçirdiğimiz, kalpler kırdığımız o maddi hedefler, makamlar ve unvanlar, toprağın altına girdiğimiz o ilk dakikada anlamını nasıl da tamamen yitiriyor.
​ Hayat dediğimiz bu upuzun görünen ama aslında bir nefeslik olan yolculukta, yönümüzü ne ara kaybettik bilemiyorum. Kendimizi her gün dünyanın karmaşasına öyle bir kaptırıyoruz ki sanki hiç ölmeyecekmiş gibi planlar yapıyor, biriktiriyor, tüketiyoruz. Oysa o mezar başında dururken anlıyorsunuz ki insan dünyaya çıplak geliyor ve yanına sadece amellerini, sevgisini ve bıraktığı izleri alarak gidiyor. Biriktirdiğimiz onca eşya, cüzdanımızdaki rakamlar orada tamamen hükümsüz kalıyor.
​ Belki de en büyük hatayı, gerçek dostlukları ve samimi bağları, hayatın o gürültülü hengamesi içinde ihmal ederek yapıyoruz. Çevremizi dolduran yüzlerce yapay ilişkinin, sosyal medyadaki sahte beğenilerin ya da iş hayatındaki menfaat odaklı ortaklıkların ölüm karşısında hiçbir hükmü yok. İnsanın canı yandığında ya da ömür defteri kapandığında başucunda bekleyenlerin, sadece o menfaatsiz sevgiyi paylaştığı "üç beş samimi dost" olduğu gerçeği, yüzümüze tokat gibi çarpıyor.
​ Bu fani dünyadan göçüp giden amcamızın cenazesi, bana hayatın gerçek dengesini yeniden hatırlatan acı ama vakurlu bir ders oldu. Önemli olan çok şeye sahip olmak ya da herkes tarafından tanınmak değilmiş; arkandan samimiyetle "İyi bilirdik" diyebilecek, yokluğunu gerçekten hissedecek birkaç güzel insan biriktirebilmekmiş. Hırsla çarpan kalplerimizi biraz olsun yavaşlatmalı, sevdiklerimizin yüzüne daha dikkatli bakmalı ve bu telaşın bizi tüketmesine izin vermemeliyiz.
​ Hepimizin varacağı yer, o sessiz mezarlıklar ve o iki metrelik kara topraktır. Bu yüzden, henüz vaktimiz varken sormaya devam etmeliyiz: Bu gidiş nereye? Hayatı sadece bir koşturmacadan ibaret görmek yerine; insana, sevgiye, vefaya ve kalıcı değerlere yatırım yapmalıyız. Çünkü gün bittiğinde ve perde kapandığında, bizi o karanlıkta aydınlatacak tek şey, yaşarken etrafımıza saçtığımız samimi sevginin ışığı olacaktır.

DİĞER YAZILARI Asfaltın Soğukluğundan Gönül Belediyeciliğine 01-01-1970 03:00 Hayatın İçinden İnsani Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Yolları Konya’da Birleştirmek 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Özel:''Gençler'' 01-01-1970 03:00 Hayatı Derinden Hissetmek 01-01-1970 03:00 Dünya Bir Han, Yolumuz Nereye? 01-01-1970 03:00 Toprağın Susuz Sancısı 01-01-1970 03:00 Zamanın Taşlara Nakşedildiği Şehir 01-01-1970 03:00 Hazıra Konmak Değil, Hak Etmek 01-01-1970 03:00 Büyük Umutlarla Başlayan Rüya 01-01-1970 03:00 Balın Tadı, Parmağın Sınırı 01-01-1970 03:00 Tedarik Zinciri Ve Lojistik Açısından NATO Toplantısı 01-01-1970 03:00 2026 Dünya Kupası ve Lojistik Mucizesi 01-01-1970 03:00 Altın Bilezik Yere Mi Düştü? 01-01-1970 03:00 Konya Sanayisinde Dijital Dönüşüm Zorunluluğu 01-01-1970 03:00 Çarpmak, Düşmek, Yükselmek 01-01-1970 03:00 Yürekleri Aynı Ritimle Atan İki Can 01-01-1970 03:00 Yarın Bayram! 01-01-1970 03:00 Neden Yazıyorum? 01-01-1970 03:00 Omuzlarımızdaki Gurur: 19 Mayıs 01-01-1970 03:00 1277 Mayısından Yapay Zekaya Dilimiz 01-01-1970 03:00 Konya Siyasetinde 40 Bin Kilometrekare Mesaisi 01-01-1970 03:00 SAHA EXPO 2026'da Sınırları Aşıyoruz 01-01-1970 03:00 Düşük Navlun, Yüksek Enflasyon 01-01-1970 03:00 Emek ve Dayanışmanın Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Başarı Mesai İle Değil, Kalple Ölçülür 01-01-1970 03:00 Atatürk Ve Çocuklar 01-01-1970 03:00 Algoritmaların Arasında Kalan Çocukluk 01-01-1970 03:00 Okullarımıza Uzanan El... 01-01-1970 03:00 Ateş Çemberinde Denge Sanatı 01-01-1970 03:00 Tapu Senedinden Anı Defterine 01-01-1970 03:00 Kendi Kayboluşumun Keşfi 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Yeni Dijital Eşiği 01-01-1970 03:00 Görünmez Prangalar 01-01-1970 03:00 Başarıyı Yeniden Tanımlamak Mı? 01-01-1970 03:00 Doğanın Uyanışı ve Ergenekon'un Mirası 01-01-1970 03:00 Bugün Bayram 01-01-1970 03:00 Enerji ve Lojistik Hattında Hürmüz Kıskacı 01-01-1970 03:00 İstiklal’in Sesi 01-01-1970 03:00 Türk Kültüründe Kadın 01-01-1970 03:00 Yeşil ve Mavi Bir Trakya Şehri 01-01-1970 03:00 Konya’da Gönül Sofraları 01-01-1970 03:00 Bozkırın Başkentinde Bir Cumhuriyet Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yolun Yarısına İki Kala 01-01-1970 03:00 Anadolu'nun Kalbinde Bir Şehir Destanı 01-01-1970 03:00 Konya Bir Velespit Şehridir 01-01-1970 03:00 İnsana Hürmet ve İnsanı Dinlemek 01-01-1970 03:00