Dünya Bir Han, Yolumuz Nereye?

Hasan Yayla

10-07-2026 00:00

 Geçtiğimiz yazıda hep birlikte bir eşikte durmuş ve kendimize şu soruyu sormuştuk: "Hadi Biraz Düşünelim!" Günlük hayatın koşturmacası, hiç bitmeyen sorumluluklar, geleceğe dair bitmek bilmeyen planlar ve her gün sırtımıza bindiğini hissettiğimiz o görünmez yükler... Hepsi bizi öyle bir sarmalın içine alıyor ki, durup nefes almayı, ruhumuzun neye ihtiyaç duyduğunu sorgulamayı unutuveriyoruz. Oysa hayat, sadece görünen yüzeyden ibaret değil; asıl mesele o yüzeyin altındaki derinliği, kalbimizin tam ortasında taşıdığımız o büyük cevheri fark edebilmekte saklı.

 Tam da bu noktada, düşüncelerimizin rotasını o kadim hakikate çevirmek gerekiyor. Çevirelim ki yönümüzü bulalım, yolumuzu aydınlatalım. Ne güzel ifade ediyor o içli mısralar:

 Dost bilelim Allah'ı, gönülde bir sırrımız, O'nun nuru oldukça, yol bulur her varımız.

 İşte hayatın tüm karmaşasını bir anda sadeleştiren, ruhumuza o özlenen sükuneti üfleyen asıl sır burada başlıyor. Kalbimizde saklı duran o en saf inanç, en derin muhabbet, bizi bu dünyada asla yalnız bırakmayacak olan yegane dayanağımızdır.

 Bizler genelde dostluğu beşeri ilişkilerde arar, derdimizi ortak edecek, yükümüzü hafifletecek bir omuz bekleriz. Elbette insan insana muhtaçtır; ancak her faninin bir gün yorulup kendi içine döneceğini, her fani dostluğun bir sınırının olduğunu da biliriz. Hakiki dostluk ise gönülde yeşeren, kul ile Yaradan arasındaki o sessiz, kimsenin bilmediği ama kalbi sımsıcak tutan o gizli bağdır. Yolumuzu karartan gecelerde, çıkmaza girdiğimizi hissettiğimiz anlarda içimizdeki o nur parıldamaya başladığında, en sarp yolların bile nasıl düzlüğe çıktığına şahit oluruz. O’nun nuru hayatımıza dokunduğu müddetçe, ne yönümüzü kaybederiz ne de menzilimizi.

 Gel gelelim, bizi bu hakikatten koparan, sürekli bir endişe girdabına sürükleyen o büyük yanılgıya: Dünyayı kalıcı zannetmek. Çoğu zaman küçük başarısızlıklar, hayal kırıklıkları ya da maddi yetersizlikler karşısında kahroluyor, günlerimizi kendimize zehir ediyoruz. Halbuki dönüp bir baksak, elimizde tutmaya çalıştığımız her şeyin sabun köpüğü gibi kayıp gittiğini göreceğiz. Dünya fani, geçicidir; burası kalmak için değil, geçip gitmek için uğradığımız bir han. Hal böyleyken, ömrü mutsuzlukla, geçici heveslerin peşinde tükenen bir kederle harcamak ne büyük bir israftır. Boşuna kederlenmekle sadece bugünün huzurunu değil, yarının ümidini de baltalıyoruz.

 Asıl mesele, yükü ait olduğu yere bırakabilme olgunluğuna erişebilmektedir. İnsan, kendi gücünün sınırlarını kabul edip mutlak güce sığındığında, yani O'na tam bir teslimiyetle yöneldiğinde, kalbindeki o taşlaşmış yumrunun eriyip gittiğini hisseder. Teslimiyet, bir vazgeçiş ya da tembellik değil; elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra neticeyi en hayırlı kılacak olana güvenme asaletidir. Bu güven kalbe yerleştiği an, dışarıda fırtınalar kopsa bile insanın iç dünyasında adeta bir ilkbahar havası esmeye başlar.

 İşte o zaman anlarız ki, aradığımız o uzaklardaki mutluluk, lüks vitrinlerde ya da başkalarının alkışlarında değil, tamamen içimizdedir. O’na teslim olunca, başka hiçbir şeyle ikame edilemeyecek olan o sarsılmaz huzur bulur kalbimiz. Bu huzur, insanı her türlü dünyevi prangadan özgürleştirir. Artık ne geleceğin kaygısı ne geçmişin pişmanlığı insanı esir alabilir; çünkü an, o mübarek nurla aydınlanmıştır.

 Hadi, şimdi biraz daha derin düşünelim. Bugün heybemizdeki o yersiz kederleri, bizi yoran fani dertleri bir kenara bırakmanın vakti gelmedi mi? Gönlümüzdeki o eşsiz sırrı hatırlayıp, hayat yolculuğumuzu O’nun nuruyla bereketlendirmek varken neden karanlıkta yürüyelim? Unutmayalım ki kalbimiz, ancak ait olduğu yere, asıl sahibine yöneldiğinde gerçek manada tatmin olacaktır. Gelin, bu fani dünyada rotamızı her daim o baki huzura doğru çevirelim.

DİĞER YAZILARI Asfaltın Soğukluğundan Gönül Belediyeciliğine 01-01-1970 03:00 Hayatın İçinden İnsani Bir Bakış 01-01-1970 03:00 Yolları Konya’da Birleştirmek 01-01-1970 03:00 15 Temmuz Özel:''Gençler'' 01-01-1970 03:00 Hayatı Derinden Hissetmek 01-01-1970 03:00 Hadi Biraz Düşünelim! 01-01-1970 03:00 Toprağın Susuz Sancısı 01-01-1970 03:00 Zamanın Taşlara Nakşedildiği Şehir 01-01-1970 03:00 Hazıra Konmak Değil, Hak Etmek 01-01-1970 03:00 Büyük Umutlarla Başlayan Rüya 01-01-1970 03:00 Balın Tadı, Parmağın Sınırı 01-01-1970 03:00 Tedarik Zinciri Ve Lojistik Açısından NATO Toplantısı 01-01-1970 03:00 2026 Dünya Kupası ve Lojistik Mucizesi 01-01-1970 03:00 Altın Bilezik Yere Mi Düştü? 01-01-1970 03:00 Konya Sanayisinde Dijital Dönüşüm Zorunluluğu 01-01-1970 03:00 Çarpmak, Düşmek, Yükselmek 01-01-1970 03:00 Yürekleri Aynı Ritimle Atan İki Can 01-01-1970 03:00 Yarın Bayram! 01-01-1970 03:00 Neden Yazıyorum? 01-01-1970 03:00 Omuzlarımızdaki Gurur: 19 Mayıs 01-01-1970 03:00 1277 Mayısından Yapay Zekaya Dilimiz 01-01-1970 03:00 Konya Siyasetinde 40 Bin Kilometrekare Mesaisi 01-01-1970 03:00 SAHA EXPO 2026'da Sınırları Aşıyoruz 01-01-1970 03:00 Düşük Navlun, Yüksek Enflasyon 01-01-1970 03:00 Emek ve Dayanışmanın Hikâyesi 01-01-1970 03:00 Başarı Mesai İle Değil, Kalple Ölçülür 01-01-1970 03:00 Atatürk Ve Çocuklar 01-01-1970 03:00 Algoritmaların Arasında Kalan Çocukluk 01-01-1970 03:00 Okullarımıza Uzanan El... 01-01-1970 03:00 Ateş Çemberinde Denge Sanatı 01-01-1970 03:00 Tapu Senedinden Anı Defterine 01-01-1970 03:00 Kendi Kayboluşumun Keşfi 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Yeni Dijital Eşiği 01-01-1970 03:00 Görünmez Prangalar 01-01-1970 03:00 Başarıyı Yeniden Tanımlamak Mı? 01-01-1970 03:00 Doğanın Uyanışı ve Ergenekon'un Mirası 01-01-1970 03:00 Bugün Bayram 01-01-1970 03:00 Enerji ve Lojistik Hattında Hürmüz Kıskacı 01-01-1970 03:00 İstiklal’in Sesi 01-01-1970 03:00 Türk Kültüründe Kadın 01-01-1970 03:00 Yeşil ve Mavi Bir Trakya Şehri 01-01-1970 03:00 Konya’da Gönül Sofraları 01-01-1970 03:00 Bozkırın Başkentinde Bir Cumhuriyet Hikayesi 01-01-1970 03:00 Yolun Yarısına İki Kala 01-01-1970 03:00 Anadolu'nun Kalbinde Bir Şehir Destanı 01-01-1970 03:00 Konya Bir Velespit Şehridir 01-01-1970 03:00 İnsana Hürmet ve İnsanı Dinlemek 01-01-1970 03:00