Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Günümüz dünyasında başarı, güç, kazanç ve makam sahibi olmak öylesine baş döndürücü bir hızla değişiyor ki, pek çok kişi bunlardan birine sahip olabilmek için karakterinden ödün verebiliyor. Çıkarların yaşam pusulası haline geldiği, kişisel menfaatler uğruna bin bir kılığa girilen bir dönemi yaşıyoruz. Ancak bu karmaşanın ortasında, her şeyden önce "Vicdanım ne der?" sorusunu kendisine rehber edinen duruşu, gerçek asaletin ne olduğunu gösteren dostlarımızda yok değil.
Karakteri zayıf ezik insan tipleri bir yerlere gelebilmek, birilerine yaranabilmek ya da günü kurtarabilmek adına maskeler takanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Eğilip bükülerek, rüzgâra göre yön değiştirerek elde edikleri kazanımlar, dışarıdan bakıldığında parıltılı görünebilir. Oysa bu parıltı, insanın öz saygısını yitirdiği sonu karanlık bir tünelin olduğunu görmeyecek kör olmamalıyız. İşte bu yüzden, çıkarı için eğilenlerin, menfaati için her kılığa girenlerin yanında, eğilmeden, bükülmeden ve dimdik durabilmek bir tercih değil, bir şeref meselesidir. Çoğunluğun yanlış yolda yürümesi, o yolu doğru kılmaz. Tek başına kalma pahasına haysiyetini korumak, kalabalıkların sahte alkışlarından çok daha değerlidir.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Kendi kurallarıyla, kendi doğrularıyla yürümek her yiğidin harcı değildir. Bu yol çoğu zaman engebelidir, uzundur ve kimi zaman oldukça ıssızdır. Ancak yürüdüğünüz yolun kalabalık olması değil, o yolda kimlerle yürüdüğünüz ve hangi izlere bastığınız önemlidir.
İnsan, geçtiği yollarda namertlerin ayak izini görmektense, o yolu tek başına adımlamayı göze alabilmelidir. Çünkü yalnızlık, kirlenmiş bir kalabalıktan her zaman daha huzurludur. Başınızı yastığa koyduğunuzda duyduğunuz o iç huzur, hiçbir dünyevi kazancın satın alamayacağı kıymetli bir lütuftur. Hayat bir yolculuksa, bu yolculuğun sonunda yanımızda götürebileceğimiz tek şey, lekelenmemiş bir isim ve ferah bir vicdandır. Varsın yolumuz ıssız olsun, varsın geçtiğimiz yerlerde kalabalıkların gürültüsü olmasın. Önemli olan, attığımız her adımın altında kendi imzamızın olması ve geçtiğimiz hiçbir noktada mertliğe gölge düşürmemiş olmaktır.
Unutmamak gerekir ki; kendi yolunda dimdik yürüyenler, asla kaybolmazlar.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Siyasette, ticarette ya da sosyal hayatta sıkça rastlarız bu tabloya. Güçlü bir figür sahneden çekildiğinde ya da baskı azaldığında, düne kadar birbirinin kuyusunu kazanların nasıl kol kola girdiğini hayretle izleriz. Fakat burada gözden kaçan bir detay var, korku üzerine inşa edilen sadakat, cesaret değil, sadece kurnazlık barındırır. Kurt dağdayken birbirine sokulanlar, aslında birbirlerini sevdikleri için değil, tek başlarına kurda yem olmaktan korktukları için omuz omuza verirler. Bu, samimiyetin değil, hayatta kalma içgüdüsünün getirdiği sahte bir bahardır.
İşte bu noktada, vicdanı hür olanların gönül rahatlığı devreye girer. Bir hedef belirlendiğinde, o hedefe giden yolda kurulan kirli ittifakların nasıl çökeceğini bilmek, büyük bir ferahlık sağlar.
Dışarıdan bakıldığında çok güçlü görünen o yapay birliktelikler, aslında kendi içinde en büyük tehdidi barındırır. Çünkü ilkesizce bir araya gelenlerin ilk feda edeceği kişi, yine kendi yanındakidir. Kaos anında veya ganimet paylaşımında hedefteki o "iti" ilk ısıracak olan, en uzağındaki düşmanı değil, hemen yanındaki "yoldaşı" olacaktır. Çünkü doğrunun kalesi yıkılmaz, ama eğrinin temeli çürüktür. Kendi içindeki ihanet potansiyeliyle beslenenler, eninde sonunda o ihanetin kurbanı olurlar. Kurt’un gölgesi çekildiğinde barışanlar, birbirlerine diş bileyenlerin ta kendisidir.
Tarih, dışarıdan gelen darbelerle yıkılanlardan çok, içerideki dost görünümlü diş izleriyle devrilenlerin hikâyeleriyle doludur. Bize düşen; omurgalı duruşumuzu bozmadan, bu kaçınılmaz sonu sükûnetle beklemektir.
SAYGILARIMLA VESSELAM!