Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,

 Cenab-ı Allah’a sonsuz hamdü senalar olsun ki; on bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerife bir kere daha ulaşmış bulunmaktayız.

 Dostlar bu hafta sizlerle yarın aramıza teşrif edecek olan on bir ayın sultanı, gönüllere ferahlık, toplumlara dayanışma ve empati duygusunu dolduran, Ramazan-ı Şerif’in Konya’da gelişini kutlayıp Konya’da nasıl yaşanır üzerinde duracağız.

​ Anadolu’nun kadim başkenti Konya’da Ramazan, yalnızca bir ayın takvimdeki yerini alması değil, bir şehrin topyekûn bir ruh haline bürünmesi, dervişane bir sükûnete teslim olmasıdır. Mevlana’nın hoşgörüsüyle harmanlanmış bu topraklarda "On bir ayın sultanı", kendine has bir zarafet ve derin bir huzurla karşılanır.

​ Konya’da Ramazan’ın gelişi, günler öncesinden çarşıda, pazarda ve en önemlisi gönüllerde hissedilir. Kadınlar arasında hummalı bir hazırlık başlar; yufkalar açılır, erişteler kesilir ve kışlık erzaklar "mübarek ayın bereketi" niyetine raflara dizilir. Kapu Camii’nden Aziziye’ye kadar şehrin tüm tarihi silüeti, mahyaların ışığıyla süslenmek üzere hazırlanır. Bu bekleyiş, Konya insanı için sadece bir açlık provası değil, ruhun arınma vaktine duyulan hasrettir.

​ İftar vakti yaklaştığında şehre derin bir sessizlik çöker. Ancak bu sessizlik bir ıssızlık değil, büyük bir kavuşmanın heyecanıdır. Top patlayıp ezanlar okunduğunda, sofralardaki başrol oyuncusu bellidir: Bamya Çorbası. Konya mutfağının bu nadide lezzeti, ana yemekleri hazırlarken aynı zamanda yüzyıllık bir geleneği de sofralara taşır.

 "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturu, Konya sokaklarında ete kemiğe bürünür. İftar çadırları ve mahalle aralarındaki "paylaşma" geleneği, sosyal adaletin en samimi örneğidir.

 Kıymetli Dostlarım, Canlar,

 İftardan sonra yola koyulan kalabalıklar camilere yönelir. Camilerde kılınan teravihler, bir şehrin tek bir yürek olup çarptığı anlardır. Oruç tutmak, sadece yemekten ve içmekten kesilmek değildir. Bu, Hz. Pir’in deyimiyle "canın beslenmesi" dir. Gün boyu süren açlık, yerini ikindi vaktinden sonra derin bir tevekküle bırakır. Alaeddin Tepesi’nden şehri izlerken hissedilen o dinginlik, modern dünyanın gürültüsünü bastıran manevi bir kalkandır. İnsanın kendi içine döndüğü, kibrinden sıyrıldığı ve sabrın tadına vardığı bu süreç, bayram sabahına kadar sürecek olan büyük bir vuslatın parçasıdır.

​ Konya; taşında, toprağında ve insanının simasında Ramazan’ı en duru haliyle yaşayan şehirlerden biridir. Bu şehirde Ramazan, bir gelenekten ziyade bir yaşam biçimidir. Huşu içinde geçen günler ve huzurla dolan geceler, bireyi maddeden manaya taşıyan bir köprü vazifesi görür.

 Son olarak ayet ve hadisleri hatırlatarak bitirmek istedim, Kur’an-ı Kerim’de helal ve temiz rızıklardan yenilmesi emredilerek şöyle buyrulmuştur:(Mâide, 5/88) “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.”

 Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de, “İyi ve temiz olandan başka bir şey yememeye gücü yeten kimse bunu yapsın / sadece iyi ve temiz olan şeyleri yesin” buyurarak, temiz ve helal gıdalarla beslenmenin önemini belirtmiştir.

 Buradan bütün çevreme ve 2 kişi hariç bütün yakınlarıma hakkımı helal ettiğimi belirtip hepsini Allah için sevdiğimi hatırlatmak istiyorum. Rabbim, Ramazan ayını bizlere hakkıyla ihya edip nice Ramazanlara erişmeyi ve yine hakkıyla ihya etmeyi bizlere nasip etsin. Tüm Dostlarımın ve İslam âleminin Ramazan’ı şerifini tebrik ediyorum. Allah’a emanetsizniz.

 SAYGILARIMLA VESSELAM!