Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,

 İslam dini, insanların hem aklına hem de gönlüne hitap eder; davette "gönül dilini" kullanır. İslam’ın mesajı doğrudan kalbe yönelir, zira imanın mahalli kalptir. İnsanlar dinlerini dilleri ile ikrar ederler; ancak kalp ile tasdik ettikten sonra gerçek manada İslam’a girmiş olurlar. Müslümanlığın ve dindarlığın kalite seviyesinin oluştuğu yer de yine kalptir. Amellerin fazileti, kalpte verilen kararlara ve niyetlere göre şekillenir. Bu sebeple Peygamberimiz (SAV), “Ameller niyetlere göredir.” buyurmuştur.

 Yani demem o ki; bir gönül yapmak "Hacc-ı Ekber’dir, en büyük hacdır. Binlerce Kâbe inşa etmektense bir gönül yapmak çok daha hayırlı ve evladır. Zira Kâbe Hz. İbrahim’in binasıdır; gönül ise Yüce Allah’ın nazargâhıdır. İnsanoğlu asırlardır taşla, toprakla ve mabetle yücelik arayıp durdu. Oysa hakikatin dili, her devirde bizlere aynı sırrı fısıldadı: Asıl mabet, insanın kalbidir. Kâbe kutsaldır; lakin onu kutsal kılan, ona yönelen gönüllerdir. İşte bu yüzden irfan ehli büyüklerimiz, bir gönül kazanmanın binlerce Kâbe yapmaktan üstün olduğunu söylemişlerdir.

 Kıymetli Dostlarım, Canlar,

 Hayatın koşturmacası içinde bazen en çok ihmal ettiğimiz şey, yanı başımızda beraber çalıştığımız insanın iç dünyası oluyor. Oysa kadim kültürümüzde "gönül" sadece bir organ değil; ilahi bir emanet, incitilmemesi gereken bir "sırça saray" olarak tanımlanır. Bugün sormamız gereken o can alıcı soru karşımızda duruyor: Biz bu hayata gönül yıkmaya mı geldik, yoksa gönül yapmaya mı?

 Bir binayı yerle bir etmek için bir balyoz ve birkaç saat yeterlidir. Ancak o binayı temelinden çatısına kadar yeniden inşa etmek aylar, bazen yıllar alır. İnsan kalbi de böyledir. Öfkeyle söylenmiş tek bir cümle, kibirle takınılan bir tavır veya düşüncesizce atılan bir adım; yılların emeğiyle örülmüş bir dostluğu saniyeler içinde yerle bir edebilir.

 Yunus Emre ne güzel söylemiş:

 "Gönül Çalab’ın tahtı, Çalab gönüle baktı / İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise."

 Gönül yapmak; sabır ister, tevazu ister ve en önemlisi başkasını da kendin kadar düşünebilme yetisi ister. Dünya zaten yeterince yorucu ve gürültülü. Bu karmaşada birinin kalbine dokunmak, oradaki bir kırığı onarmak aslında kendi ruhumuza yapacağımız en büyük yatırımdır.

 Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım,

 Son günlerine geldiğimiz şu mübarek Ramazan-ı Şerif'te; etrafımızdaki ve dünyanın muhtelif yerlerindeki elemleri, çığlıkları duymadan, insanların derdini dert edinmeden, yetimin başını okşamadan, düşkünün elinden tutmadan, elimize, belimize, dilimize sahip olmadan, İslam’ın nurunu manevi buhranlar içinde kıvranan insanlığa taşıma azmi gütmeden gönlümüzün imarı mümkün olmayacaktır. Kutlu iklime yola çıkacak her mümin; öncelikle insani ilişkilerinde Allah Resulü’nün bize öğrettiği sevgi, saygı, rahmet, şefkat, merhamet, adalet, nezaket, nezafet ve nezaheti tesis etmelidir.

 Dilimizden dökülen kelimeler ya bir balyoz olacak ya da birer tuğla. Ya yıkacağız ya da inşa edeceğiz. Unutmayalım ki günün sonunda elimizde kalan ne kazandığımız paralar ne de haklı olduğumuz kavgalar olacak. Sadece, ardımızda bıraktığımız "yapılmış" gönüllerin huzuru kalacak.

 SAYGILARIMLA VESSELAM