Çiftçi; Herkesi Doyuran Kendi Aç Kalana Denir

İmdat Yayla

13-04-2026 19:57

 Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,

 Günümüzde toprakla uğraşmak sadece bir meslek değil, bir sabır imtihanı ve sessiz bir kahramanlık hikâyesidir. Şehrin ışıklı sofralarında, lüks restoranlarında önümüze gelen her lokmanın arkasında nasırlı ellerin, terli alınların ve doğayla girişilen amansız bir mücadelenin izi vardır. Bugün gelinen noktada ise o meşhur söz her zamankinden daha derin bir anlam kazanıyor: Herkesi doyuran, ama günü geldiğinde kendi aç kalana çiftçi denir.

 Çiftçi, baharın müjdecisi değil, kışın ayazında toprağı bekleyendir. Bizler süpermarket raflarında kusursuz meyveler ararken, çiftçi dolu vurduğunda uykusuz kalan, kuraklık olduğunda gökyüzüne umutla bakan, mahsulü para etmediğinde ise borç sarmalında boğulandır. Dünya nüfusu hızla artarken, sofralarımıza gelen ekmeğin maliyeti sadece mazot ya da gübre değildir. Yediğimiz ekmeğin içinde bir ömürlük emek ve bazen de büyük bir hayal kırıklığı vardır. Çiftçi, üretimin şah damarıdır ancak ne hikmetse ekonominin çarkları arasında en çok ezilen yine onlardır.

 Kıymetli Dostlarım, Canlar,

 Garip bir tezatla karşı karşıyayız. Şehirli tüketici yüksek fiyatlardan şikâyet ederken, tarladaki üretici maliyetini bile kurtaramamanın sancısını çekiyor. Aradaki uçurum derinleştikçe, çiftçi toprağına küsüyor. Mazot fiyatı belini büküyor, gübre maliyeti elini kolunu bağlıyor, aracılar aslan payını alıyor.

 Unutmayalım ki; sanayi bizi zengin edebilir, teknoloji bizi hızlandırabilir ama bizi sadece toprak yaşatır. Bir ülkenin gerçek bağımsızlığı, kendi karnını doyurabilmesinden geçer. Eğer çiftçimizi "kendi aç kalacak" noktaya getirirsek, yarın parayla bile doyuramayacağımız bir açlığa mahkûm oluruz.

 Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk‘ün ‘’Köylü Milletin Efendisi’dir" sözü duvarda asılı bir tablo olarak kalmamalı, tarladaki alın terinin karşılığı olarak hayata geçmelidir. Çiftçinin karnı doymazsa, şehirdeki bizler açlığın bedelini çok daha ağır öderiz.

 Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,

 Anadolu topraklarında bugünlerde rüzgâr, alışık olduğumuz bereket kokusunu değil, kavurucu bir kuruluğun tozunu taşıyor. Köy kahvelerinde artık mahsulün fiyatından çok, gökyüzünün adaleti konuşuluyor. Çiftçimiz, tarihin en büyük sınavlarından biri olan su sıkıntısıyla baş başa.

 Eskiden "Nisan yağmurları" derdik, bereketi müjdelerdi. Şimdilerde ise çatlayan topraklar, gökyüzüne açılan avuçlar gibi sessizce feryat ediyor. Barajlardaki doluluk oranları grafiklerdeki birer sayıdan ibaret değil. O sayılar, bir babanın çocuğuna alacağı okul önlüğü, bir annenin kışlık hazırlığı, bir gencin hayalleri demek. Çiftçi bugün kendini yalnız hissediyor. Toprağına küsmek üzere olan bir üreticiyi geri kazanmak, bir baraj inşa etmekten daha zordur. Eğer bugün çiftçinin su çığlığına kulak tıkarsak, yarın soframızdaki boş tabaklara bakıp dert yanmaya hakkımız olmayacak.

 Toprak susarsa, hayat susar. Vakit varken bu susuzluğu dindirelim.

 SAYGILARIMLA VESSELAM !

DİĞER YAZILARI İnsanoğlu Yılmaz Deme, Yılmasa Dünya Bu Hale Gelmezdi 01-01-1970 03:00 Doğruluk ve İhanet Üzerine 01-01-1970 03:00 Elindeki İle Yetinip Azla Mutlu ve Onurlu Yaşa 01-01-1970 03:00 Yalnızlığın Asaleti Vicdanın İzinde Yürümekten Geçer 01-01-1970 03:00 Ahlaksızların Ahlak Muhafızlığına Soyunması 01-01-1970 03:00 Davaya Adanmış Bir Ömür: Başbuğ Alparslan Türkeş 01-01-1970 03:00 Akıntıya Karşı Kürek Çekmenin Yorgunluğu 01-01-1970 03:00 Bu Bayram, Bayram Ola 01-01-1970 03:00 Gönül Yıkmak Bir An, Yapmak Bir Ömür Sürer 01-01-1970 03:00 Müslümanların Olmazsa Olmazı Sabır Ve Tefekkür 01-01-1970 03:00 Ramazan’da İftara Davetin Fazileti 01-01-1970 03:00 Konya'nın Manevi İklimi, Ramazan Ayı Geldi 01-01-1970 03:00 Konya Sağlığında Yavuz Dönemi 01-01-1970 03:00 Önceliğiniz Ben Mi, Yoksa Sen Mi? 01-01-1970 03:00