Sevgili Arkadaşlarım Kıymetli Dostlarım canlar
Eğer bugün bir adım atmak istiyorsak, bu adım başkalarını fethetmek üzerine değil, kendi içimizdeki kaleleri keşfetmek üzerine olmalı. Başkalarını tanımak bizi hayatta tutar, ama kendimizi tanımak bizi özgürleştirir. Başkalarını yönetmek bizi güçlü kılar, ama kendimizi yönetmek bizi yenilmez yapar.
Unutmayın; dünyayı değiştirmek isteyen çok, ama kendini değiştirmeyi göze alanlar gerçek efsanelerdir
Modern dünya bize her şeyi kontrol edebileceğimiz yaşantımıza yön veriyor. Planlar yapıyoruz, kariyer basamaklarını santim , santim hesaplıyoruz ve hayat bu hesaplara uymadığında derin bir öfkeye kapılıyoruz. İsteksizce sürüklenmek tam da burada başlıyor. Değişmesi mümkün olmayan gerçeklerle kavga etmek, bitmek bilmeyen bir yorgunluk kaynağıdır. Gerçekle inatlaşan kişi, hayatın ona sunduğu yeni yolları göremez; sadece ayaklarının altından kayıp giden zemine odaklanır.
Kaderin peşinden "istekle" gitmek, pasif bir kabulleniş değildir. Aksine, olayların gidişatını doğru okuyup o akışın içinde en iyi hamleyi yapabilme sanatıdır. Rüzgar estiğinde fırtınaya küfretmek yerine yelkenlerini ona göre ayarlayan denizci, "istekli" olandır. O, rüzgarı kontrol edemeyeceğini bilir ama varacağı limanı rüzgarın gücüyle birleştirir.
Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Dünya telaşının ortasında, her şeyi kontrol etme arzusuyla kavrulduğumuz bir çağda yaşıyoruz. Planlar yapıyoruz, ihtimalleri hesaplıyoruz ve hayatın her virajını kendi irademizle dönmek istiyoruz. Ancak bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım, rüzgarın estiği yönü değiştiremiyoruz. İşte tam bu noktada, o kadim ve derin kavramla yüzleşiyoruz, Teslim olmak.
Bakara Suresi, 112. Ayetinde Yüce Yaratan : "Bilakis, kim güzel niyet ve davranış sahibi olarak kendini Allah'a teslim ederse, Rabbinin katında onun mükâfatı vardır..." buyuruyor.
Teslim olmak, çoğu zaman zannedildiği gibi bir yenilgi, bir vazgeçiş ya da pasif bir çaresizlik değildir. Aksine, insanın kendi sınırlarını fark etmesi, "benim gücüm buraya kadar" diyebilme cesaretini göstermesidir. Bu, fırtınanın ortasında kırılmamak için eğilen bir başak tanesinin bilgeliğidir.
Bir kapı kapandığında, kapalı kapının önünde diz çöküp ağlamak bizi "süründürür". Ancak o kapının neden kapandığını anlayıp açık olan pencereye yönelmek, kaderle el ele yürümektir. Hayatın bize sunduğu senaryoyu biz yazmıyoruz ama başrolü nasıl oynayacağımıza biz karar veriyoruz. Olaylara verdiğimiz tepki, bizim özgürlük alanımızdır. Eğer hayatın getirdiklerine karşı esnek olabilirsek, yolculuk bir keşfe dönüşür. Katı kalırsak, hayat bizi kırmak zorunda kalır.
Unutmamak gerekir ki; hayat, planlarımıza uymadığı için kötü değildir. Belki de bizim planlarımız, hayatın bize sunacağı ihtimallerin yanında çok küçük kalıyordur. Yürümeyi mi seçeceğiz, yoksa sürüklenmeyi mi? Cevap, olaylarda değil, bizim o olaylara attığımız bakıştadır.
Sevgili Arkadaşlarım, Kıymetli Dostlarım, Canlar,
Yeryüzünde yaşanan imtihan ortamının çok önemli bir sırrı vardır. Bu sırra vakıf olan müminler, karşılaştıkları zorluklara büyük bir şevk ve neşeyle sabır gösterirler. İşte bu sırrın özünde "kader" gerçeği vardır. Müslüman, Allah'ın her şeyi bir kader üzere yarattığını ve başına gelenlerin sadece Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğini bilir. İnsanların hayatlarını tüm ayrıntılarıyla yaratan Allah'tır. (En'am Suresi 59) yeryüzünde meydana gelen küçük büyük tüm olayların Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiği şu şekilde ifade edilir:
‘’Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.
Sabırla, tevekkülle ve en önemlisi sevgiyle kalmanız dileğiyle..
SAYGILARIMLA VESSELAM...